24 Mart 2016 Perşembe

Eğitim ve aksaklıklar

Bugün de işsizlik ve can sıkıntısı beni sardı. Zaten günümüzün hastalığı olan  "CAN SIKINTISI" herkesin sorunu haline geldi. Bir şey yaparken onu yapmak için değil de canımızın sıkıntısını gidermek için yapıyoruz. Nasıl mı ? Şimdi facebook'a girioyuruz can sıkıntısını gidermek için dışarda yürüyoruz can sıkıntısını gidermek için uzun zamandır konuşmadığımız birini arıyoruz can sıkıntısını gidermek için .. Neyse bu bahsi çok uzatmak istemiyorum.

Bugün hayatın koşuşturmalarından bahsetmek istiyorum. Doğumumuzdan itibaren yapmamız gerekenler var. Örneğin 1 yaşında emekleyebilmek 2 yaşında ayakta durabilmek falan filan bu böyle gidiyor. Ölmeden önce de muhtemelen evlatlarımıza güzel bir yaşam sunmak ve  onlara destek olmak için uğraşıcaz. Ben özellikle eğitim sorumluluklarımızdan bahsetmek istiyorum. 7 yaşına geldiğimizde okula aldılar. Okul farklı bir heyecan yeni insanlar yeni bir çevre.. Hatta gerçek anlamda ilk olarak birey olduğumuz yerdir. Bu açıdan önemli bir başlangıç peki ya bunun sonu ne zaman gelecek ? Bilemiyoruz. İlkokul öyle ya da böyle bitiyor ortaokul da geçti. Sıra  liseye geldi. Sınavlari, sorunlar, eksikler, fazlalar hepsiyle baş başasın artık geçmiş olsun. 3 seneyi de yata yata geçirdin geldi lise son sınıf. ÖSYS denilen bir sınava tabii tutup bizi orada yaptığımız sorulara göre üniversitelere yerleştiriyorlar. Peki bu sınav sesitemi ne kadar doğru ne kadar adaletli? Bu konu tartışmaya açıktır. Hayatta hiç karşımıza çıkmayacak havuz problemleri, hiç işimize yaramayacak türev ve bunun gibi birçok ıvır zıvır.. Bu bilgiler hem gündelik hayatta değeri olmayan ve insanları eğitimden soğutan temel paydaşlardır. Örneğin insanların saygı elde etmesini sağlayan unsurlardan biri de iletişimdir. Ama bu sınavlarla iletişim becerisini ölçme açısından oldukça yetersiz. Ayrıca insanları aynı sınava tabi tutuyorsunuz ama aynı eğitimi veriyor musunuz peki onlara ? Hiç sanmam. Bunu daha da somutlaştıracak olursak şimdi taşra da öğrenim görmüş bir öğrenciyle Ankara'nın göbeğinde eğitim alan bir öğrencinin aynı sınava girmesi adalet mi oluyor? Bu konuda bence ya aynı eğitim bölgelerinde aynı sınavlar yapılmalı yani genel sınavlar yerine yerel sınavlar yapılmalı. Hadi bunu da yapmıyorsan hem genel hem yerel sınav yap onun ortalamasını al. Sınav sisteminde değişiklik yapamıyorsan eğitimde bölgeler arası farklılaşmayı en aza indir. Nasıl mı ? Şehir merkezindeki okullarda genellikle akıllı tahta varken taşrada bu durum aynı değil bunu düzelt. Tabi bu sadece bir örnek bunu tüm eğitime yay ona göre eğitimi yürüt bu daha faydalı olacaktır. Tabi bizim ülkemizde her alanda olduğu gibi eğitim alanında insana değer verilmiyor. Bakmayın televizyonda falan çocuklar bizim için çok önemlidir safsatalaına git okulları gez bakalım gerçekten öyle mi ? O zaman gerçeği daha net görürsün.

Bunların değişik versiyonu da üniversiteler için geçerlidir. Üniversitelere ihtiyacın çok fazlası alınıyor sonra da işsizler ordusu oluşuyor. İhtiyacın kadar al fazlası da diğer mesleklere yönelsin. Terziye de tüccara da berbere de marangoza da ihtiyaç var. Gençleri erken yaşlarda bu alanlara yönelt onlar da erken yaştan işin inceliklerini öğrensin. Ama sen adamı üniversiteye alıyorsun 16 yıl okuyor sonra iş sahası olmayınca sen berberlik yap sen marangozluk yap.. Yapamıyor yapması da beklenmez zaten ne demişler "AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR.". Bu sorunların gelecekte düzelmesi ümidiyle..

 25.03 2016 
 00.22

31 Mayıs 2015 Pazar

Duman verir randuman :D

Bugün de işsizim ve can sıkıtısından patlıyorum. Bu gece de inandığımız ya da inanmadığımız değerleri neye göre belirlediğimizi düşünmeye başladım. Mesela insan gördüğüne mi duyduğuna mı dokunduğuna mı hissettiğine mi okuduğuna mı neye inanır ki ya da bütün bunların sentezine mi inanır? Bence işine gelene ya da kendisine en az zarar verecek olana inanır. Mesela ben birini seviyorum onun beni sevip sevmediğini bilmiyorum. Bu noktada eğer onunda beni sevdiğine inanmayı seçersem bunun sebebi işime gelmesidir. Ama yok o beni sevmiyor diyorsam muhtemelen ona umut bağlayıp ta sonradan üzülmek istememeyişimdir. Dediğim gibi işimize gelene inanıyoruz işimize geleni seçiyoruz.
İnanmak demişken burçlara da değinmek istiyorum. Ben önceden çoğu insan gibi burçlara inanmazdım ve saçma bulurdum. Yaptığım araştırmalar sonucunda burçların yüzde 70 oranında doğruyu gösterdiğini gördüm. Fakat diğer insanlardan farklı olarak birşeye daha inanmaya başladım. Mesela bir insan kendi burcunun özelliklerini yansıttığını düşündüğünde sevinir. "Ben tipik bir teraziyim. " diyerek kendini yücelten insanlar görmüşüzdür. Ben buna karşı çıkıyorum. Mensup olduğun burcun özelliklerini yansıtmak kötü bişey hemde çok kötü bişey.. Niye? Çünkü toplamda 12 tane burç var ve 7 milyar insan var. Bu 7 milyar insandan en az 500 milyonu seninle aynı burçtadır. Şimdi sen söyle bu 500 milyonla aynı özellikleri taşımak çok mu güzel bişey bence değil. Yani demek istiyorum ki bir insan kendi burcunun özelliklerini yansıtmadığı kadar farklıdır ve özgündür. Düşünsene kendini robot gibi hissetmezmisin? Ben özgün olma taraftarayım bu konuda başkaları ne der bilemem ?
01.06.2015  02.18
Gitme vakti yaklaşmışken şu parçayı da eklememek olmaz :D


DUMAN- Gurbet

DUMAN - Sarhoş
Bu şarkıda bana herşeyi boşverdim havası veriyor :D

Duman - Bal 
Bu parçayı paylaşırken efsaneleşmiş olan hikayeyi de anlatmak gerekir. Duman'ın solisti Kaan'ın 2002 yılında sevgilisi Ahu Paşkay intihar etmiş. Kaan o gün barda şarkı söylerken sevgilisi o gün gelmez. Kaan'ın gözleri sevgilisi arar ama bulamaz. Konser sonrası sevgisinin evde intihar ettiğini öğrenir. Aylarca dışarı çıkmaz içine kapanır. Bu parça da onun Ahu'ya yazdığı paröalardan biri Duman bu parçayı o günden sonra hiç çalmamıştır. Adam çok acı dönemler çekmiş sonra da bunları kaleme almış. Zaren bu acıları çekmeden bu kadar güzel anlatılamazdı ya neyse. Şimdi ise evli mutlu çocuklu ama geçmiş insanın peşini bırakmaz. Bazı şeyler unutulmaz.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

İç Sesim

Üniversitenin 3.Yılını da bitirdik sayılır. Geçen senelere göre bu sene daha hareketli geçti diyebilirim. Yine yeni insanlarla tanıştık çok samimi olduk bazısıyla da çoğunu şimdi sokakta görsem selam vermem. Yaşımız ilerledikçe de daha da iğrenç durumlara şahit oluyormuşuz bu sene bunu farkettim. İnsanlar olarak o kadar karnımız geniş ki her şeyi yalayıp yutabiliyoruz. Bugün birisinin arkasından sövüyoruz yarın onun yanında başka birinin bu döngü hep devam ediyor. Fakat sorsan herkes masum ve çok düzgün çok komik ama gerçek işte ne yapacaksın? Ayrıca insanlar birbirlerine kazık atıyorlar sonra hepsinin de hem fikir olduğu bir noktayı görüyoruz " Artık kimseye güvenmiyorum" . Tamam arkadaşım iyi diyosun hoş diyosun da sen güvenilir bir insan mısın ki bunu söylüyorsun. O yüzden önce kendine ayna tut sonra insanları eleştirirsin. E şimdi sen ne yaptın başkalarını eleştirdin kendin çok mu düzgünsün diye sordum kendime :)

Neyse ayrıca bu sene en önemli şeylerden birinin de saygı olduğunu öğrendim. Sevgi aşk veya tutku bunların hepsi geçiyor ama insanın kendisine ve karşısındakine saygısı varsa yanlış bir şey yapmaz yapamaz. Burada özsaygı kavramına değinmek gerekir. Özsaygı nedir? Araştırmacılar bu kavram hakkında bir çok söz söylemiştir muhtemelen :)  ama bana göre özsaygı ; bir davranışı yaparken ya da bir sözü söylerken acaba yaptığım bu davranışı kendime yakıştırabiliyor muyum sorusunu sormasıdır. Nasıl mı? Örneğin; siz birinden duyduğunuzu başkasına anlatıyorsunuz tam o esnada ben laf taşıyan iğrrenç bir köstebek miyim sorusunu sorarsanız kendinize bir daha o davranışı tekrarlamazsınız.

Son olarak da geçmişin insanların peşini bırakmadığı gerçeğini vurgulamak istiyorum. Hani bir atasözümüz vardır bizim ; "7sinde neyse 70inde de odur" diye işte siz boş beleş yaşarken yaptığınız her hata ileride sizn karşınıza çıkabilir. Attığınız adımları iyi düşünerek atın...

31 Mayıs 2015 03:24
Şimdi de hayat felsefesi yapılacak bi kaç parça göstermek istiyorum

İlki tabi ki Duman'ın Yürekten parçası
"Kimi yanında arıyorsan önce içinde bulacaksın"
 
2. parçamız Emre Aydın'dan Git
Emre Aydın da deprasyon döneminde iyi gider :D
                                         Model'den Müzik Kutusu
Hatta bu akbümün adı "Levla'nın Hikaye"sidir. Bu albümdeki tüm şarkılar bir kızın hayatından geçenleri anlatıyor. Bu yönüyle ilginç bir albüm dinlemek iyi geliyor.

Kapanışı da dumandan yapalım "Belki Alışman Lazım"